2026–2027 ADLİ YIL BASIN AÇIKLAMASI
2026–2027 ADLİ YIL BASIN AÇIKLAMASI
Yeni adli yıla başlarken, yargının kurucu unsurlarından biri olan savunmanın temsilcileri olarak; hukukun üstünlüğünü, yargı bağımsızlığını, savunma özgürlüğünü ve insan haklarını koruma sorumluluğumuzu bir kez daha kamuoyuyla paylaşma gereği duyuyoruz.
Adalet; yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlardan ibaret değildir. Adalet, yurttaşın devlete güvenebilmesinin, toplumsal barışın ve demokratik hukuk devletinin temelidir.
Hukuk devletinde hiçbir kişi, makam veya kurum hukukun üzerinde değildir. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hâkim ve savcıların güvencesi olduğu kadar, adalet arayan her yurttaşın da güvencesidir. Yargının siyasi, idari veya toplumsal baskılardan uzak biçimde görev yapamadığı bir düzende, adil yargılanma hakkından ve gerçek anlamda hukuk güvenliğinden söz edilemez.
Bugün hukuk devletinin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri, kesin ve bağlayıcı yargı kararlarının uygulanması konusunda yaşanan tartışmalardır. Anayasa’nın 138. maddesi uyarınca yasama ve yürütme organları ile idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Anayasa’nın 153. maddesi ise Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığını hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesi de kararlarının uygulanması konusunda hiçbir makamın takdir yetkisine sahip olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanıp uygulanmayacağı bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur.
Aynı ilke, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bakımından da geçerlidir. İnsan haklarının korunmasına ilişkin uluslararası yükümlülükler, siyasi koşullara veya kararın muhatabına göre değiştirilemez. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının eksiksiz ve gecikmeksizin uygulanması, hukuk devletinin gereğidir.
Adalet terazisindeki denge, kimin ağır bastığına göre değişmemelidir. Yargı kararlarının kişilere göre uygulanıp uygulanmadığı yönünde bir kanaatin toplumda yerleşmesi, hukuk devletine verilebilecek en büyük zararlardan biridir. Çünkü adaletin gücü, yalnızca verdiği karardan değil, o kararın herkes bakımından aynı şekilde geçerli olmasından doğar.
Ceza muhakemesinin temel ilkeleri bakımından da aynı hassasiyet gösterilmelidir. Tutuklamalar bir cezalandırma yöntemi değil, istisnai nitelikte bir koruma tedbiridir. Tutuklamanın ölçülülük ve zorunluluk ilkelerinden uzaklaşarak peşin cezalandırmaya dönüşmesi; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını, masumiyet karinesini ve adil yargılanma hakkını zedelemektedir. Tutuklamanın kural hâline geldiği bir hukuk düzeninde adalet duygusu ağır yara almaktadır.
Savunma makamının bağımsızlığı da yargı bağımsızlığından ayrı düşünülmemelidir. Avukat; yargının yardımcı unsuru değil, kurucu unsurudur. Avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle baskı altına alınması, görevlerini yerine getirirken engellenmesi veya mesleki güvencelerinin zayıflatılması yalnızca avukatların değil, doğrudan yurttaşların hak arama özgürlüğünün sınırlandırılması anlamına gelir.
Meslektaşlarımız aynı zamanda giderek ağırlaşan ekonomik koşullar altında mesleklerini sürdürmeye çalışmaktadır. Serbest çalışan avukatların ekonomik sorunları, bağlı çalışan avukatların ücret ve çalışma koşulları, kamu avukatlarının özlük hakları, stajyer avukatların ekonomik güvenceleri, zorunlu müdafilik ücretlerinin düşük olması ve adli yardım ödemelerinin yetersizliği artık ertelenemez sorunlar hâline gelmiştir. Ekonomik olarak güçsüz bırakılmış bir savunmadan güçlü ve bağımsız bir yargı düzeni beklenemez.
Hukuk eğitiminin niteliği ve mesleğin geleceği konusundaki kaygılarımız da devam etmektedir. İhtiyacın ve akademik yeterliliğin gözetilmediği hukuk fakültesi ve yüksek kontenjan politikaları mesleğin niteliğini doğrudan etkilemektedir.
Mesleğe girişte sınav uygulanması tek başına sorumlarımızı çözmek için yeterli değildir. Hukuk eğitiminin niteliğinin yükseltilmesi, kontenjanların gerçek ihtiyaçlara göre belirlenmesi ve hukuk fakültelerine girişte başarı ölçütlerinin güçlendirilmesi zorunludur.
Barolar savunmanın kurumsal güvencesidir. Baroların bağımsızlığı ve özerkliği yalnızca avukatların mesleki meselesi değildir. Baroların özgürce konuşabildiği, insan hakları ihlalleri karşısında söz söyleyebildiği ve kamu gücünü kullanan makamları hukuk çerçevesinde eleştirebildiği bir ülke, demokratik hukuk devletinin gereğidir. Baroların ifade özgürlüğüne ve kurumsal bağımsızlığına yönelik her müdahale, nihayetinde yurttaşın savunma hakkına yönelmiş bir müdahaledir. Önceden de defaatle ifade ettiğimiz gibi; avukatın sesi kesilirse yurttaşın nefesi kesilir.
Yeni adli yılda beklentimiz; Anayasa’nın yalnızca atıf yapılan bir metin değil, devletin bütün organlarını bağlayan en üstün hukuk normu olduğunun unutulmaması; mahkeme kararlarının istisnasız uygulanması; Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğinin yerine getirilmesi; yargının her türlü etkiden uzak, bağımsız ve tarafsız biçimde görev yapmasıdır.
Hatay Barosu olarak; kimden geldiğine ve kime yöneldiğine bakmaksızın hukuka aykırılığın karşısında, temel hak ve özgürlüklerin, bağımsız yargının ve özgür savunmanın yanında durmaya devam edeceğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz.
Yeni adli yılın; hukukun üstünlüğünün güçlendiği, yargı kararlarının tartışmasız biçimde uygulandığı, savunmanın özgür olduğu, avukatların mesleki ve ekonomik sorunlarının çözüme kavuştuğu ve her yurttaşın adalete eşit biçimde erişebildiği bir yıl olmasını diliyoruz.
Saygılarımızla.
HATAY BAROSU BAŞKANLIĞI
